Hakkımızda

abt-img.jpg
Belgelerle Risale

TAKDİM

2026 yılında 100. telif yıl dönümünü idrak edeceğimiz ve dünyanın 70’den ziyade diline tercüme edilen Risale-i Nur eserleri, yazıldığı dönemi, günümüzü ve istikbali aydınlatacak bir Kur'an tefsiridir.

6 bin sayfadan fazla olan bu eser külliyatı tarihte görülmemiş bir şekilde din, dil, yazı, eğitim ve kültür tahribatının yaşandığı, bin yıllık örfî ve dinî an’anelerin hak ile yeksan edildiği bir ceberut döneminde telif edilmiştir. Allah demenin yasak olduğu, dini bir tek eserin bile telif edilemediği ve Osmanlıca yazı yazmanın yasaklandığı, yazan ve okuyanların hapislere atılarak işkence edildiği bir dönemde 600 bin nüsha Risale el ile yazılarak çoğaltılmış ve memleketin her köşesine neşredilmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’u telife başladığı 1926 yılından vefat ettiği 1960 yılına kadar polis kontrolünde sürgün hayatı yaşamış, defalarca zehirlenmiş ve hapislere atılmıştır. Aynı işkence ve eziyetlere hizmet eden Nur Talebelerinin tamamı da maruz kalmıştır.

Risale-i Nur’un

Telif ve Neşir Seyri

O dönemde Risale-i Nur’un telif ve neşri ise şu şekilde cereyan etmekte idi: Bediüzzaman Hazretlerinin yazısı çok noksan olduğundan, bir eser telif edilirken kendisi söylüyor yanında bulunan bir talebesi de süratle Osmanlıca olarak yazıyordu. Yazılan bu ilk nüshaya telif müsveddesi deniyordu. Arşivimizde bu nüshalardan örnekler mevcuttur. Sonra bu nüsha talebeler tarafından el yazısı ile çoğaltılarak Sav, İslamköyü, Kuleönü, Atabey gibi beldelere gönderiliyordu. Oralarda bulunan çocuk, genç, ihtiyar, alim, işçi, çoban gibi her sınıf halk tarafından yazılarak çoğaltılıyordu. Daha sonra bu yazılan nüshalardaki yazım hatalarının tashih edilmesi için bu nüshalar üstada getiriliyordu. Üstad ise bu nüshaları tashih ederek geri gönderiyordu.

1946’dan itibaren Risale-i Nur’lar teksir makinesi ile çoğaltılmaya başlandığında Üstad’dan tashihli bu nüshalar esas alınmıştır. 1957’de ise ilk defa matbaalarda basılmaya başlanmıştır. Şu anda Risale-i Nur’u basan birçok yayınevlerinin arşivlerinde de Üstad’dan tashihli bu el yazma ve teksir nüshalar mevcuttur.

Risale-i Nur’un

Nüsha Farklılıkları ve Sebebleri

Üstad, o sıkıntılı zamanın hassasiyetinden dolayı özellikle Eski Said döneminde matbaalarda basılan eserlerinin üzerinde bazı mahzur gördüğü kelimeleri kendi el yazısı ile değiştirerek yeniden yayına hazırlamıştır. Hem de neşirle alakalı bazı talebelerine de “münasib gördüğünüz kelimeleri ta’dil ediniz” demek suretiyle müsaade ve yetki vermiştir. Üstad Bediüzzaman’ın bu yetki ve müsaadesinin belgeleri de elimizde mevcuttur. Nüshalar arasındaki farklılıkların mühim bir sebebi de budur.

Nüsha farklılığının diğer bir sebebi de Üstad Bediüzzaman’ın aynı risaleleri farklı zamanlarda tashih ederken “manaya zarar vermeyen” benzer kelimeleri tashih etmeden öylece bırakmasıdır. Üstadımızın kendisinin ifade ettiği bu noktanın belgeleri de arşivimizde vardır.

Matbaalarda basılmasının ve yazılarak neşrinin yasak olması, mahkemeler, tahakkümler, maddi imkansızlıklar ve neşir ile meşgul talebelerin elinde tashihli nüshaların bulunmaması cihetiyle herkes kendi elindeki nüshaları esas alarak neşre devam ettiğinden cüzi de olsa bazı kelimelerde nüsha farklılıkları husule gelmiştir.

Risale-i Nur’un

Tahrifat İddiaları

Risale-i Nur’ların tahrif edildiği ve asliyetinin muhafaza edilmediği vs. gibi iddialara gelince; Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki “tahrif” kelimesi bir metnin üzerinde kasten kalem karıştırarak bozmak ve bilinçli değişiklik yapmak gibi anlamlara gelmektedir. Halbuki “tahrif edildi” denilen yerlere bakıldığında bu değişikliklerin çoğunun Üstad Bediüzzaman tarafından bizzat tashih edilip değiştirildiği görülmektedir. Bu mesele ile ilgili birçok belge ibraz edilecektir. Geriye kalan az bir kısmında da yine Üstad Bediüzzaman tarafından talebelerine verilen müsaade ve yetki ile tasarruflarda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu değişikliklere elbette “tahrifat” denemez.

Hem de Risale-i Nur külliyatı olarak ifade edilen 12 cilt eserde yaklaşık 1,5 milyon kelime mevcuttur. Tahrif olarak takdim edilen bu nüsha farklılıkları ise toplam 350-400 kelime civarındadır. Bu ise denizden bir damla mesabesindedir.

Yukarıda saydığımız haklı ve geçerli sebeblerden dolayı oluşan bu nüsha farklılıklarına tahrifat ismini vermek, adeta bütün Risale-i Nur Külliyatının bu şekilde kasten değiştirildiği gibi çok yanlış bir fikrin zihne gelmesine sebeb olduğundan bu mananın hakikatını izah etmek bir zaruret halini almıştır. Zira imana muhtaç bir kısım gençler bu tahrifat iddiasıyla tereddüde düşüp Risale-i Nur’dan mahrum kalabilmektedirler. Bu ise çok büyük bir vebaldir.

Nur Konağı

İlmi Araştırmalar Heyeti

45 yıldır Risale Nur’la alakalı toplamaya çalıştığımız, müellifin tashih ettiği nüshalar da dahil olmak üzere, el yazması, teksir, matbu nüsha, evrak, kitap, mektup ve vesikalardan müteşekkil hem fiziki hem de dijital zengin bir arşivimiz mevcuttur. Bu kıymetli belgeleri yaklaşık 2 senedir, Ankara Hacı Bayram Camii yakınındaki “Nur Konağı Risale-i Nur Müzesi”nde halkımızın istifadesine sunmuş bulunuyoruz. “Nur Konağı İlmi Araştırmalar Heyeti” olarak Risale-i Nur’un nüshaları ve belgeleri ile ilgili araştırma, tahkik ve tasnifat çalışmaları yapmaktayız.

Bu çalışmayla ilmî bir platformda, bugüne kadar olan neşriyatın ne şekilde cereyan ettiğini ve nüsha farklılıklarının nereden kaynaklandığını belgelere dayanarak ortaya koymayı amaçladık.

Cafer-i Sadık (r.a.) “Biz delil ashabıyız. Delil ne tarafa meylederse biz de o tarafa meylederiz” demiştir. Bu hakikatten yola çıkan bizler de peşin kanaatlerimize delil aramak yerine, muhkem delillerin neticesinde bir kanaate ulaşmayı hedefledik.

Sitemizde yayınlayacağımız bu araştırma ve çalışmaların, işin aslını ve hikmetini merak eden insaflı ehl-i ilme bir mehaz olmasını Rabb-i Rahimimizden niyaz ediyoruz.

Islamic Scholar
Islamic Scholar
Founder & COO